Kalınkaya’dan İdol, İTÇ II-III

Bir süre önce, günümüzden 5 bin yıl öncesinin besleyen, doğuran, üreyen, kutsal, küçük kadınlarının davetine kayıtsız kalamamıştım. Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ne, göreceklerim karşısında nasıl büyüleneceğimi kurgulayarak gittim.. Çünkü Ana Tanrıça benim için önemliydi.. Çatalhöyük ile ilgili ilk gördüğüm resim ortaokul yıllarıma dayanır ki; bu resim iri göğüslü, şişman bir kadındı.. O zaman ki aklımla ne düşündüğümü hatırlayamıyorum ama şu an çok şey ifade ediyor bana o resimdeki Ana Tanrıça..

Sonra Efes Artemis’iyle tanıştım.. Bol göğüslü olarak yontulmuş bu Artemis, hemen bolluğu ve bereketi gözler önüne seriyordu. Zaten Ana Tanrıça denilince akla doğurganlık, çoğalma gelir. Peki, bu iki karakter arasındaki zamanda Ana Tanrıça kültü kesintiye mi uğramıştı? Tabi ki hayır.. Bu sergi aradaki boşluğu kısmen kapatan bir belgeseldi benim için..

Afyon Çıkrık Köyü doğusundaki höyükten oturan figürin İTÇ I-II

Ana Tanrıça kültünün ortaya çıkışı, M.Ö. 40.000–30.000’lere rastlar. Bu dönemde yaşam mücadelesiyle uğraşan insanoğlu, yaradılışını sorgulamış ve bir hayat dünyaya getiren, onu koruyan, kendinde var olan sütüyle besleyip, büyüten bir varlığın bu doğal özellikleri, Ana Tanrıça kültünün çıkış sebebi olmuştur.

Kent yaşamına geçilen Tunç Çağı’nda (M.Ö. 3200-2000) değişen yaşam koşulları gibi, Ana Tanrıça figürlerinin de değiştiğini gördüm bu sergide.. Öyle Neolitik Dönem Ana Tanrıçaları gibi abartılı uzuvları yok, incelmiş; baş, boyun ve vücuttan oluşan idollerle karşılaştım.. Göğüsleri belirtilmiş ve genelde, besleyici uzuvları olan bu göğüsleri elleriyle kapatır şekilde betimlenmişler.. Bazılarının sadece gözleri belirtilmiş, iri delikler halinde.. Aklıma o an Tanrıların Tanrısı Zeus’un çift yüzlü baltası (labrys) ile birlikte bazen bir göz bazen de bir kulağın betimlendiği, tapınak duvarları geldi. Böyle bir betimleme, “Tanrı sizi görüyor” ya da “Tanrı sizi duyuyor” anlamına gelirdi. Bazı Tanrıça figürinlerinde yalnızca gözlerin gösterilmesi aynı yönde bir inanış mıydı acaba? Kim bilir, belki de “ben her şeyi görüyorum” diyordu sessizce..

Bu kadar çok kadın figürinlerinin yapılması için ise, söylenecek tek bir şey var; onun yaratma gücüne kayıtsız kalamayan insanoğlunun ona tapması..

 

(Unutmadan; sergi, 14 Ekim 2005 – 30 Mart 2006 arasındaydı..)

15 Responses to “Tunç Çağı’nın Gizemli Kadınları”

  1. Ne guzel bir is yapiyorsun.. Kimbilir daha neler okuycam senden..
    Sevgiler

  2. fikriminincegülü says:

    o ilkel dediğimiz insanlar, kadının hayatın kaynağı olduğunu anlamışlar da, bu gün bizim modern ileri seviyede gelişmiş olarak düşündüğümüz dünyamızda neden hala yerini bulamamıştır diye düşündürdün beni şimdi. Teşekkür ederim.:)

  3. Bilun Şen says:

    Çok teşekkür ederim Sanem..
    Elimden geldiğince bildiklerimi aktarmaya çalışıyorum..
    Bu arada senin yaptıklarına da ben bayılıyorum.. :)

  4. Bilun Şen says:

    Ben de düşünüyorum fikriminincegülü.. Kim daha üstün diye tartışılan günümüze karşılık, çok çok önceden el üstünde tutulurmuş kadınlar, analar..
    Ben teşekkür ederim..

  5. Allah’ım,ben de hep tarihteki kişilere ibret gözü ile bakmaya çalışıyorum canım benim.
    Allah-u Teala Adem a.s dan Peygamberimize kadar 124 bin nebi ve peygamber yollamış.Hiç uzun süre başı boş kalmamış insanlar yani.
    Ama hemen sapmaya ne kadar meyillilermiş ki,tek Tanrı’yı bırakıvermişler.
    Kadının elinde ne var acaba? Doğurmayı veren Allah!

    Bak ayetlerde bile diyor:

    “O’nun bilgisi olmadan hiç bir dişi hamile kalamaz ve doğuramaz…”(Fatır:11)

    “Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren odur.”(Al-iİmran:6)

    “Sizi daha topraktan yarattığı zaman ve henüz analarınızn karınlarında ceninler halinde iken sizi en iyi bilen O’dur.Kendinizi beğenip temize çıkarmayın.”(Necm:32)

    “sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız.”/Hacc:5)

    Erkek yada kız olması bile bizim elimizde değil.Olsaydı zaten şu Doğudaki insanlarımızın sorunu ortadan kalkardı :

    “Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı) Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir. Yahut o çocukları erkekler, dişiler olmak üzere çift verir, dilediği kimseyi de kısır yapar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir, hakkıyla gücü yetendir. (Şurâ:49-50)

    “Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak “Ol!” demektir. O da hemen oluverir”(Yasin:82)
    of bu konuda hassasım çok.:(
    öpüyorum seni.

  6. Bilun Şen says:

    Hassasiyetinde yalnız değilsin yağmur damlası..
    Ama yaşanmış bunlar.. Ve sonuçta doğruyu bulabilmişiz.. Ben tarihteki yaşananları ve efsaneleri yorumluyorum, aldığım eğitim doğrultusunda..
    Ayetler için teşekkürler..
    İlgine de ayrıca teşekkür ederim..
    Ben de öpüyorum seni yağmur damlası.. :)

  7. aynı düşünmemiz ben mutlu ediyor zaten.:)
    beni anladığına da sevindim çok.
    ben daha çok öpüyorum seni.:)

  8. kadın kadındır. kadın narindir abi ya.. neden genel olarak kadını çizerler, heykelini yaparlar .. işte bundan :)
    çok gaza geldim gidiyorum :)

  9. Bilun Şen says:

    :D Ay hoş geldin de hemen gidiyosun Eysean’cım.. Olmadı şimdi.. Neyse “çok haklısın” diyeyim ben arkandan, belki duyarsın :)

  10. Canikom seninde kandilin mübarek olsun.:)
    birde hep diyeceğim unutuyorum.İsmin çok hoşuma gidiyor..) seni bu isimle kaydettim ben.Anlamını biliyormusun?:)

  11. Bilun Şen says:

    Çok teşekkür ederim yağmur damlası :)
    Bilun, Farsça “yarım ay” demek. Ayrıca, Barbaros Hayrettin’in hatunlarından birinin adıymış :)

  12. Allah’ım sana da dünyaya hayırlarla nam salmış,çok iyi bir eş nasib etsin o zaman.:)

    (daha gençsin ve bekarsın zannediyorum,yanılmıyorum değilmi?)

  13. Bilun Şen says:

    Amin :) Yanılmıyorsun yağmur damlacım :) Çok sağol iyi dileklerin için :)
    Allah’a çok şükür ki iyi bir eş adayım var.. Zamanını bekliyoruz ;)

  14. Merhaba Bilun hanım,
    Bir iade-i ziyaret yapayım diyerek geldiğim sitenizi şöyle hızlı bir bakışla bile sevdim…
    Bir zamanlar arkeolog olmayı isterdim ben de. Ama nedense sonradan rotayı değişstirdim.
    Ana tanrıça benim de çok sevdiğim bir külttür. BU sevgi Halikarnas BAlıkçısı’nın bana anlattıkları ile başlar. GAzeteciyken bu konuda yazdığım bir yazı (neyseki sadece bir okurdan) tepki almıstı… Oysa ki ne demiştim ki ben, bu kavramın dinler arasında geçişler yaşadığını düşündüğümü anlatmıştım sadece… İstersen o yazımı paylaşırım seninle.
    NEyse…
    Bir de bir sokak satıcısından aldığım tombik seramik kybele figürüne annemin ne çok laf ettiğini hatırlıyorum. Aman da ne çirkinmiş, neden evimin başköşesine koyuyormuşum bunu falan…
    NEyse tekrar gorusmek uzere.
    Sevgiler

  15. Bilun Şen says:

    Hoş geldiniz Binnur.. Yazınızı büyük bir zevkle okurum inanın.. Bekliyorum yani paylaşmanızı :)
    Anneler böyle bazen.. Benim de anneannem öyle :)
    Yine beklerim.. Çok teşekkürler..
    Sevgiler size de..

Siz de yorum yazın