Sevgili Deniz‘ciğim mail atmıştı bana 16 Ocak’ta.. Öyle güzel bir mail ki Parkeoloji’ye koymak istedim hemen.. 1. Yıl hediyesi olarak algıladım bunu Deniz’ciğim.. Çok ama çok teşekkürler, ellerine ve yüreğine sağlık!
“Biluncuğum bak bugün ben ne yaptım…
Aşağıdaki metni bir kitap için dizdim. Sonra dedim “Bilun’a yollayayım (öğrensin diye değil) baksın hep aklımda olduğunu görsün.
Sonra Samsat sular altında kaldı mı kalmadı mı bilemiyorum. Yani yazı ne zaman yazılmış bir fikrim yok. Aslında ben Atatürk barajını da Adıyaman’ı da gördüm eşim Adıyamanlı olduğu için… O kurak bölgenin içinde bir sahil kasabası havasında Atatürk barajı. Yelken yarışları vardı biz gittiğimizde. Ağustos ayında montla gezmemizi gerektirecek kadar rüzgarlıydı…
Ben bu tür şeyleri okuduğumda hem müthiş bir burukluk yaşıyorum hem de bir yandan seviniyorum.
Burukluğumu bilirsin, tarihin sular altında kalması ne demek… Bir ülkeyi var eden, onun tarihidir, buna yürekten inanıyorum. Kültür ve tarihe eskisi kadar önem vermeyen politikalar yüzünden bugün kafasız gençlerle dolu ülkemiz, diye düşünüyorum.
Bir yandan da oradaki eserlerin çıkarılıp sergilenmesi durumunda başlarına neler geleceğini düşünüyorum, mıncıklanan heykeller, ad kazınan taşlar, mermerler… Su altında dursalar hiç olmazsa doğaya yenilirler, insana değil, diye de düşünüyorum…
Öf Biluncuğum, seni tanımayı istemenin ötesinde, bütün bunlara değer veren birisiyle oturup konuşmak özlemi de var içimde.
Yazı sana bir şey ifade ediyorsa, yani ilgini çekiyor ya da benim bilmediğim bir sonla bitmişse kullanmak istersen al sana hazır dizilmiş yazı
)
Bu işi seçtiğin ve severek kariyerini ilerlettiğin için seninle gurur duyuyorum.
Sevgilerimle, Deniz”
BİNLERCE YILLIK SAMSAT’IN SONU
Şehrin girişinde kara yolları göstergesinde ilçenin son nüfusu yazılıydı: 2200! Ama gerçekçi bir vatandaş sıfırlardan birini karalamış, kalmış 220!
Arkeologlar da sular altında kalacak tarihin mümkün olanını kurtarmak için harıl harıl çalışıyorlar…
Geçmişi milattan önce 69 yılına dayanan, gerçekten tarihi bir kenttir Samsat… İlk göreli yirmi bir yıl olmuş, yani görmeyeli yirmi bir yıl geçmiş, Tanrı sizi, okuyanları inandırsın ki hani “Bıraktığım yerde duruyor.” derler ya, işte aynen öyle! Bıraktığım gibi duruyor yerinde!
Adıyaman ilinin 39 kilometre güneydoğusunda, Fırat Nehri’ne bakan sırtlar üzerinde kurulu Samsat, 1960 yılında ilçe olduruldu ki ilinin en az nüfuslu ilçesidir. 338 kilometrekare, tek bucak içinde 17 köyü olan. Sekiz bin cana kadar çıkmıştır nüfusu!
Bu kez, bir başka yönden, Fırat’a paralel bir toprak yoldan, dağlar tepeler aşıp girdik Samsat’a sonra asıl girişli asfalt yola kıvrılıp, karayolları göstergesi önünde bir anı fotoğrafımı çektirdim. Son nüfus sayımı rakamı yazıyordu mavi üzerine beyaz, 2200. Ne ki sıfırlardan birisini karalamış gerçekçi bir vatandaş, nüfus 220 olmuş, gerçeğe hû!
Milattan önce 69 yılında merkezi Samosata olan Kommagene Krallığı kuruldu; krallığın kurucusu I. Antiochos (Antiyokos)’tan sonra beş kral daha burada 141 yıl saltanat sürdü ve kurucu I. Antiochos, namım kalsın diyerek Nemrut Dağı’na bir mezar yaptırdı, bir anıt mezar ki hâlâ ayakta heykelleriyle! Ve nasıl bir malzeme kullanmışlar ki taa o yıldan bu yıla ayakta kalmış önemli bir bölümü, Gerger ve Samsat kalelerinin, eski Samosata ve Araplar devrinden Sumeysat! Osmanlı çağında çevre, Samsat merkez olmak üzere 5 sancaklı (vilayet) Dulkadir Beylerbeyliği’ne bağlı sancaklardan birisi olmuş Samsat…
Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yirmi yaşındaki delikanlı ilçesi Atatürk Barajı’nın oluşturacağı göl altında kalacak yakın bir gelecekte! Kalesiyle, meyve ağaçlarıyla, dağlarıyla, tepeleriyle ol nedenle uzun zamandır çivi çakılmamıştır Samsat’a ve rivayet olunur kim, halk iyi para almıştır kamulaştırmadan, yakınma pek yoktur ve şimdi sessiz, sakin, elbette yine de üzgün, son ve kesin göç gününü beklemektedir ve devlet yepyeni, çağsal bir yeni Samsat kuracaktır, anıları olmayan bir Samsat; göç günü doğan bebekler bile anımsamayacaktır, bu yıllar yılı tava sapı gibi hiçbir gelişme göstermeyen küçücük ilçeyi kendi gidecek ismi kalacak yadigâr…
Arkeoloji uzmanları, harıl harıl çalışmaktadır tarih tastamam sular altında kalmasın diye…
Fikret OTYAM
Ey Samandağ Samandağ
8 Responses to “Parkeoloji’ye 1. Yıl Hediyesi “Ey Samandağ Samandağ””

Ne diyelim, 1 değil 11, 21 ve 51. yaşlarını kutlamak nasip olsun
Sen kutlarsın da ben olur muyum o zaman bilgisayar başında bilemedim
İşini sevdiğin, bilgi ve düşüncelerini bizlerle paylaştığın ve zerafetin için sana sonsuz teşekkürler ederim
Asıl ben teşekkür ederim
Olursun, olursun
Nice yaslara parkeoloji!
Gecenlerde yasadigim sehirde yeni yapilan bir muzeyi ziyaret ettim ve “tarihine sahip cikmak” nedir, tam olarak anladim. Bizim ulkemizde sahip oldugumuzun milyonda biri kadar buluntuya sahipler ama her bir kirintisina askla, sevgiyle, ozenle sahip cikiyorlar. Biz ise onlari sonsuzluga ugurluyoruz… ne aci…
Çok teşekkürler sevgili Archi*Sugar..
Maalesef öyle.. Sahip olduğumuz zenginliğin farkında bile değiliz ki daha.. Dediğin gibi, ‘ne acı’..
nice yıllara , sevgili Bilun,
senin yazılarını okumak ufkumuzu açıyor gerçekten.
Yaşadığımız toprakların binlerce yıllık tarihinden kültüründen ne zaman birşeyler daha kaybetsek insanlığımızdan da birşeylerin kaybolduğunu ne zaman anlayabileceğiz acaba? Biz burnumuzu sokmasak hayvanlar bile bir denge içinde yaşıyorlar, dengesiz bir şekilde üreyen ve virüz gibi dünyayı saran türümüz artan ihtiyaçları için de ne doğayı ne tarihi ne de diğer canlıları tahrip etmekten geri durmuyor maalesef. ‘Doğurun , Allah rızkını verir’ diyerek insan değil kendi düşüncelerine asker yetiştiren tarikatler, cemaatler, politikacılar bunun hesabını verebilecekler mi acaba insanlığa, doğaya ve Yaratıcıya?
Çok teşekkür ederim sevgili Çocukla çocukcuğum
Nice yıllara, hep birlikte
Sevgili Emrah, çok teşekkürler bu güzel yorumuna.. Çok doğru şeyler dokundurmuşsun satır aralarında.. Sevgiler..