
Dante Korel, Erin, Kevin Arel ve Mehmed Kaan’a..
Antik Roma döneminde çocuk; çevresindekiler, ailesi ve bakıcısı için, oyuncaktan başka bir şey değildi. Erkek çocuk anlamına gelen ‘pupus’ sözcüğü (kız çocuk için pupa), Fransızca’da ‘oyuncak bebek’ anlamına gelen ‘poupée’nin de kökenidir.
Platon’un da dediği gibi, çocukları altı yaşına gelinceye dek kendi tarzlarında oynamaya bırakmak en iyisiydi, böylece ileride edinecekleri mesleklere olan eğilimlerini gösterebiliyor ve bu konudaki ilk eğitimi oyun ve oyuncakları yoluyla alıyorlardı. Aristo ise, çocukların ellerine verilecek kaynana zırıltılarının, ebeveynlerinin kulaklarına hiç de iyi gelmeseler de, çocukların bir şeyleri kırmalarına engel olduğunu, çünkü çocukların bir an bile rahat durmadıklarını söylemiştir. Bununla birlikte top ve aşık kemiği gibi daha az ses çıkaran ve her zaman çok tutulan oyuncaklar da çocukların beceri ve hızlarını geliştirmede çok yararlı kabul ediliyordu. Küçük koşumlar veya at arabaları, günümüzdeki küçük elektrikli tren ve diğer araçların modelleri ile aynı ilkeye dayanarak yapılmışlardır. Antik dönem insanı için, bu tür küçük model halindeki araçlar, sadece oyunun değil, eğitimin de bir parçasıydılar.
Hititlerden günümüze ulaşmış ve bugün Gaziantep Müzesi koleksiyonlarında yer alan beş bin yıllık bir oyuncak savaş arabası ya da bunun Troia kazılarında bulunan bir benzeri de çocuk mezarlarından çıkarılıyorlar bugün..
Antik Yunan’da pişmiş topraktan yapılmış bebekler ise, gerçek dünyanın minyatür bir kopyasını temsil etmekteydiler. Hatta pişmiş topraktan, ağaçtan, kemikten ya da fildişinden yapılmış olup eklemlere de sahip bulunan bu bebeklerin, elbiselerini ve duruşlarını değiştirmek mümkündü. Bu tür bebeklerin kimilerinin gerçek bir gelin çeyizi, hatta minyatür mobilyaları bile vardı..

İtalya’da yapılan çeşitli kazılarda, Roma İmparatorluğu’nun ilk üç yüzyılına ait geniş bir oyuncak bebek koleksiyonu bulunmuştur. Ama bugün biliyoruz ki, daha sonra, kuzeyden gelen yabancı kavimlerin istilaları ile, bu endüstri de kesintiye uğramıştır.
Bu arada, çocuklar için yapılan oyuncak figürlerinin, ölülerin ve Tanrıların onurlarına yapıldıkları da bilinmektedir. Bu yüzden bu tür buluntular araştırmacıları yer yer tereddüde düşürebilmektedirler.
Ortaçağ’da ise, çocuklar çalışmaya yönlendirilmeye başlandıklarından artık yeni eğlence araçları geliştirilmiyordu. Yine de 13. yy.dan itibaren, soyluların çocukları için ayrılan lüks oyuncakların yanı sıra, popüler objeler de üretilip satılmaya başlanmıştı Ortaçağ’da.. İlk olarak, belli tasarımlara göre yapılmış, çömlekçiler tarafından şekillendirilen pişmiş topraktan yemek takımları görüldü. Burada altını çizmeliyiz ki, bu yemek takımları, kız çocuklarından çok, erkek çocuklarına yönelikti ki, o dönemde aşçılık erkeklere özgü bir meslek idi.
Bunun dışında, Ortaçağ oyuncakları arasında; küçük ölçekte rüzgar değirmenleri, küçük askerler, minyatür at veya gemiler, tahta kılıçlar da yapılıyordu oyuncak olarak.
“Eğer çocuk, oyun oynayarak gelecekte yapacağı mesleği öğrenirse, ileride çalışırken eğlenmesi de mümkün olabilir” diye düşünülüyordu.

Bu çağın kızları ise, dikiş diker ve şarkı söylerlerdi. Beklenmedik bir şekilde bu dönemde satranç oyunun da çok yaygın olduğunu görmekteyiz; özellikle yedi yaşından itibaren, hem askerî strateji hem de saray görgüsünün bir parçası olarak oynamaya başladıkları satrançta; kızlara karşı oynadıklarında, erkek çocukların oyunu bilerek kaybetmeleri, saray görgüsünün bir parçasıydı..
Ortaçağ’ın sonu ile Rönesans, çocukların ve yetişkinlerin dünyası arasında belirgin bir farkın oluşmasına neden oldu. Ama ne kadar ilginçtir ki, kilise, oyuncağın gelişimini desteklemekteydi! İtalya’da, Floransa’da ortaya çıkartılan dinsel özellikteki bebekler, dinsel inanışlar ile oyun adetleri arasındaki bağı, gayet iyi ortaya koymaktadır.
16. yy.a gelindiğinde, oyuncak bebekler, Avrupa ülkeleri edebiyatında da yerlerini aldılar; ama bu tür edebiyat yapıtlarını, ‘hoppalık’ ya da ‘havailik’ olarak görenler de yok değildi.
17. yy.da amaç, çocuğa toplum yaşamını öğretmek için pedagojik hedeflerle oyun oynatmak olmuştu. Özellikle Almanya’nın dağlık bölgelerinde; 16. yy.dan itibaren, ağaçtan oyuncak üreten atölyeler ortaya çıkmıştı. Aslında bu atölyeler, çocuklar için çeşitli oyuncaklar yapmaya başlamadan önce, dinsel heykeller üretiyorlardı.
İngiltere’den sonra bütün dünyada etkisini gösteren Endüstri Devrimi, önce tren, 19. yy sonuna doğru da, otomobil gibi mekanik araçların gelişimi içinde, oyuncak dünyasına da yeni olanaklar sundu. Yapım sürelerinin azalması ve seri üretim, bu oyuncakların ticaretinin de fazlasıyla gelişmesini sağladı. Sadece oyuncak satan büyük mağazaların açılışı da, bu döneme, 1870 ile 1880 arasına denk gelmektedir.
Fransa, Almanya ve İngiltere’de; kurma anahtarları, dişli ve pervanelerin hareketini sağlayan yay sistemleri geliştirildi. Mekanik oyuncaklar çağı başladı. İlk minyatür otomobil modelleri ise, Amerika ve Avrupa’da 20. yy başında ortaya çıktı. Giderek daha karmaşık bir hale gelen teknik süreçler sayesinde, daha 1904’ten itibaren en küçük ayrıntıya bile sadık kalan oyuncak otomobil modelleri yapılmaya başlandı.
Kaynakça
TOKCAN, Güneş, “Beş Bin Yıllık Kültürün Kilometre Taşları: Oyuncaklar”, Tarih ve Toplum Dergisi.
Fotoğraflar; http://www.istanbuloyuncakmuzesi.com/
29 Responses to “Oyuncak Serüveni”

Tahtadan araba, bezden bebek yapmayı özledim. Şimdiki oyuncaklar çok mekanik geliyor bana. Bir de o, hilkat garibesi şekilli oyuncakları sevmiyorum. Oyuncak gerçekten çok önemli. Bu yüzden, seçerken çok dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorum.
Çok haklısın İncegül’üm.. Bana bez bebek yapar mısın; özlemini gidermen için..
Yine ne kadar degisik bilgiler paylasmissin bizimle, eline saglik!
Çok teşekkürler Noni
Ben birkac kere oyuncak muzelerine gitmistim. Harika seyler vardi!
Su mekanik Turk’u biliyor musun? Ben orijinalini gordum!!! http://www.angelfire.com/punk2/walktheplank/automatons.html
Aslinda mekanik oyuncaklar birkac bin yildir var ortada.
Benim babamin oyuncak fabrikasi vardi.
) Hani su cok moda olan cabbage doll tipi, parfunlu, renkli bebekler…
Bir de su satranc konusunda bir kitap okudum. Araplar ve Avrupalilar’in kralice/kral ve sah taslarinin sebeplerini anlatiyordu. Tarihte neden isimler farkli gelismis, vesaire. Satranc Avrupa’ya geldiginde, tahtta kralice oturuyormus, tabii sah olmus kralice.
)
http://www.elifsavas.com/blog
Bende Nisan ayında gitmiştim sevgili Sunay Akın’ın müzesine.Çok etkilendim gördüklerimden.Benim mesela hiç bez bebeğim olmamışta ama annem geldi aklıma.Onun böyle şeylerle oynadığını düşündüm ve ince ince hüzünlendim.Çok öpüyorum seni:)
Elif, oyuncak fabrikası mı, ne kadar şanslıymışsın
Evet, gördüm mekanik Türk’ü :/
Hehe satranç tarihi çok zevkli Elif..
Zarife’ciğim tarihle ilgili her anı hüzünlendiriyor insanı değil mi? Benim de hiç bez bebeğim olmadı.. İncegül’den rica ettim
Çok öptüm ben de seni Zilsiz Zarife’ciğim
tanrım, beni o oyuncakların arasına koyun. geceleri oynarım çaktırmadan
Eyşın, saklasınlar bizi oralarda bi’yerlere
Oynarız gizlice 
Ben de ben de
E tabi bi’tek sen mi oynayacaksın?
Bak sen şu yaramaza kuzum Dante’nin scrap kiti cok cici olmus muckk
Dün akşam ağabeyim ve eşimle beraber bu oyuncak müzesini konuştuk… Ne yazık ki hala görmedim. Ama sitesine de girdim, inan bu kadar iyi olduğunu tahmin etmiyordum. Tez elden oğluş ve yeğen alınmalı, buraya gidip o büyülü dünyaya girmeli… Bayılırım ben.
Edacığım çok teşekkürler
Seninki de çok güzel, dimi
Renk’ciğim çok güzel orası; ayarlayıp, birlikte gitsek ne iyi olur
canım benim. bugün rahat rahat okudum verdiğin güzel bilgileri. Ben de çok görmek istiyorum oyuncak müzesini.:)
Ama karia prensesine içim acıdı çok.
bence araştıracağız diye hiç kimse rahatsız edilmemeli.
hadi mezarı açıldı. o alçı ile ölçüsünü almak filan korkuuuunç.
çünkü biz ölü deyip geçiyoruz.
herşeyi ,her acıyı hissedip bizim algılaycağımız tepkiyi veremiyorlar sadece.
bir örnek olarak:
kabir hayatını anlatan yazılarda,-kötü kimse ise-”ölü kabre konduğu zaman kabir onu bir sıkar,insandan başka bütün mahlukat onun çığlığını duyar” diyor Peygamberimiz(sav)
geçmiş kavim buluntuları bize ibret olmalı ama kural onlara rahatsızlık vermemek olmalı.
Çok teşekkürler Yağmur Damlacığım..
merhaba sizi yeni keşfettim ve yazılarınızı okumaya başladım benimde hep istediğim meslekti olmadı şimdi okuyarak geliştiriyorum kendimi ve bayağı katkınız var teşekkürler.oyuncaklarada bayıldım
Hoş geldiniz Figen.. Heykeltraşsınız demek
Ne güzel.. Yakın sayılır mesleklerimiz
Ben de işimi yapamıyorum şimdilik; maalesef.. Buradayım hep, işimi yapıyorum buradan da olsa 
Çok teşekkür ederim ilginize.. Linklerime ekliyorum hemen..
Çok sevgiler..
Biliyor musunuz minik Mayacığım bayılırdı bu minyatür mutfakla bebeğe
Ne güzeller…
Hoş geldiniz Papatya.. Minik Maya’ya da olsun bu yazı o zaman.. Ben de bayılırdım.. Hala bayılıyorum
Çok sevgiler..
Biluncum, çok güzel bir yazı. Çok teşekkürler:) Ellerine, aklına sağlık:)
oyuncak kültürü çok önemlidir benim için.Benim çok güzel oyuncaklarım olmuştur çocukluğumda ,şimdi de ben kızlarıma alıyorum değişik oyuncaklar ve ben sanki kendim oynayacakmış gibi zevkle alıyorum oyuncakları…verdiğin bilgiler çok aydınlatıcı
biluncuğum bu çocuk ruhumuz bizi yakınlaştıran ve ayakta tutan ne dersin…
Esracığım ben teşekkür ederim
Çok öptüm
Periliköşk’üm haklısın, bizi yakınlaştıran çocuk ruhumuz.. Ben de yeğenime oyuncak seçerken kendime almış kadar sevinip, heyecanlanıyorum
Benden onlar
Benim gibi yani; kara kız
Öptüm kara kızlarını
Yeni geldiğim için yazını daha sonr aokuyacağım ama önce mutlu yaşlar dilerim
İyi ki doğdun!!!
Deniz’ciğim, canım benim çok çok teşekkür ederim; ne kadar tatlısın!!
Biluncuğum.Çok teşekkürler ancak okuma fırsatım oldu
) ki tamaen bitiremedim Erin babasının kucağında ben yarım yamalak okumaya çalışıyorum çünkü babasının karşısında misafiri var.. yarın devam edeceğim…
Ayçacığım ne demek
Öptüm Erin’i de seni de