Farkeoloji: (Pu)suya Düşürülen Tarih

Açıları farklılaştığından beri bakışların, yönümüz de önümüzü görmemekten yana taraf oldu. Alçılara alarak tüm kırıklarımızı ve bunu yaparken en iyi ustaları kullanarak sahte kâr peşindeki sahtekârlar, sulayarak tezatlarla talihimizi, karasal iklime saf tuttular.

Bir tuhaf oldu seçtiklerimiz geçtiklerinde koltuklarına. Bir zamanlar omzumuz varken, şimdi dosyalar sıkıştırıyorlar koltuk altlarına ve üzerinde yüzmek istiyorlar koltuklarıyla, oynamak istiyorlar medeniyetimizin başyapıtlarıyla.

Bir kalp bir taşa nasıl bu kadar yakınlaşır, bir yakınlaşma yıkılmakta olan geçmişimize nasıl bu denli ağır ve adice duygular taşır. Şaşırdıklarının farkında olup aşırdıklarıyla övünen ve “sabrın taş işçilerine” ihanet eden bu kalpsizleri durduramayan kimliğimiz, çok yakında hesap soracak bizden. Ellerimiz ki yine başlarımızın arasındayken.

Bugün ne yazık ki barajlar altında kalsın diye antik kentlerimiz hummalı çalışmalar yapılıyor kapalı kapılar ardında. Ardına kadar kapalı olsa ne fayda, ellerini ceplerine sokamıyorlar, fazlasıyla doldurdular galiba. Barajlar kurulurken öykümüzü yazdığımız hatıralara, garajlar fark ediliyor içi baraj imzası dolu son model arabalarla. Ve sular üstünden geçiyor kapatmak için anılarımızı fotoğraf ve kitap dolusu külliyatlara. İstemiyorlar ayakta kalsın ve dokunalım kendimize birazcık daha. İstemiyorlar apartman dairelerinde oturma samimiyetini yoksa villasız bir araba nasıl anlam katabilir zengin sofrasına..!

Bugün ne yazık ki bir kez daha anlıyorum..!

Türkiye denilen bu kırmızı kuşaklı bakire; o kadar alımlı, o kadar el değmemiş ki, bu zamana kadar yediği içtiği ayrı gitmeyen insanoğlu bunu anladı ve bu oyuncak üzerinde köşe kapmaca oynamaya başladı. Her köşe bir kapmaca için müsaitti; her kapmacanın değeri o köşede ne kadar para izi olduğuyla ilintiliydi. Yaralanmaları göze almayacak körler bestelemeye başladı şarkımızı. Talan ederek binlerce yıldır aynı ürünü veren bahçelerimizi tüm dünyaya göstermeye başladılar farkımızı.

Bugün ne yazık ki bir kez daha ağlıyorum..!

Antik dertlerimiz olarak değişecek antik kentlerimizin adı. Tadı damağımızda kalacak kavuşmuşken ışığına Allianoi’nin. “Hadi bakmaya gidelim” diyemeyeceğiz Helen kokulu ve arkeolog nezaketi dokunmuş kadının saçındaki geçmişimize. Ellerinde oltalar göreceğiz adamların, balıklar yensin diye kırmızı şarabın yanında keyif niyetine. Oysa ölümsüz olacaktı hayat! Eğer dokunmasaydınız meze yaptığınız emeklerimize…

Bugün ne yazık ki bir kez daha yanılıyorum..!

Sadece bulmacalarda kalacağına inanmıyordum “mozaik” kelimesinin. Önümde koskoca Zeugma. Ve arkamda çözmeyi sonralara bıraktığım mozaik bulmaca. Çünkü daha haz veriyor kaybolmak, çözmek için benliğimi tarihin kollarında. Çünkü daha iyi anlıyorum “Ölü İskender”i… Konuşma imkânı olsa, bu topraklara adım atmazdı bir daha. Hem, onu sular altına gömenler teğet geçsin diye bu coğrafyayı, tahsis ederlerdi altına uçağını… Paralarıyla…

Bugün ne yazık ki bir kez daha yalvarıyorum..!

İnsanın, sahibi olduğu bir şeyi çalmasınlar diye yalvarması ne saçma. Nasıl bir açmaz içindeyiz ki kaçınılmaz oluyor yerine bir daha getiremeyeceğimiz Hasankeyf denilen büyük hatırayı gömerek sonsuzluğa. Elimize ne geçiyor elimizdekini bile bile kaybederek ve alışma duygusunu yaratarak O’nsuzluğa. Herkes dayanabilir ki dayanmıştır insanlık tarihinden beri susuzluğa. Ama Hasankeyf dayanamaz bu ihanete asla…



İstiyorum ki,

Allianoi pusular altında kalmasın, bu sular altında kalmasın Hasankeyf keyfe keder zihinlerin isteklerine göre. Usul usul su almasın gemisi Zeugma’nın. En iyisi dönsün tüm kaptanlar evine, nasıl olsa bulurlar üç tarafı denizlerle çevrili ülkemde kendilerine göre bir bahane. Biz bin yıllardır elimizde var olanla yeşerdik, ne şerdik ne de şerefsiz yıkacak kadar kendi ellerimizle mirasımızı. Biz içimizde yaşayıp sızımızı, arızamızı gözyaşlarımızla çözüp hallettik. Biz sulayarak aynı gözyaşlarıyla bu toprakları, kimseler koparmasın diye dört tarafa kök saldık. Kaybetmek istemiyoruz miras davamızı. Ne olur sökmeyin bizi dibimizden, dökmeyin barajlarınızı evlerimizin üzerine.
Bizi öldürmeyin..!

Bugün ne yazık ki bir kez daha utanıyorum..!
Doğru olan yazdıklarımın hiçbir okumada merhem değeri kazanmayacağına…

ÜMİT KEMAL PARLAK

(ÜKP)



1. Fotoğraf; Niko Guido

Niko Guido ile ilgili Parkeoloji’de önceden yer alan yazı.

2. Fotoğraf, Hasankeyf.

3. Fotoğraf, Allianoi simgesi Nymphe heykeli.

4. Fotoğraf, Zeugma’nın ünlü mozaiği, Menad.

5 Responses to “Farkeoloji: (Pu)suya Düşürülen Tarih”

  1. ümit kemal parlak says:

    bu sitede, arkeoloji yeteneği ve öğrenimi tartışılan ama ülkesinin kanayan yaralarına sırt çeviremeyen bu adama yer verdiğin için teşekkürler.
    fotoğraflarla etkileyiciğini beşe altıya katlayan güzel bir çalışma.

Siz de yorum yazın