Bilge YILMAZ ‘ın kaleminden..

 

Resim 1

Tarih boyunca tüm topluluklarda görülen ölü gömme, ölü için yapılan törenler ve mezarlara konan ölü hediyeleri insanlarının ölümünden sonra yaşam inancını ortaya koymaktadır. İnsanlar sınıf farklılıklarına ve maddi olanaklarına göre kendilerine mezar yaptırma gereksinimi duymuşlardır. Eski çağlarda ölüler bazen yerleşme yerinin içine (intramural), bazen de yerleşme yerinin dışına (extramural) özel mezarlıklara gömülürlerdi. Yerleşme yerinin içine yapılan gömülerde cesetler evlerin bir odasında taban altına ya da yerleşme yerinin boş bir yerine gelişi güzel gömülebilirdi. Mezarlıklarda yapılan gömüler, çoğunlukla normal gömme (inhumasyon), kimi zaman da yakarak gömme (kremasyon) şeklinde olabilir. Yakılarak gömülmüş ölülerin külleri ve yakma töreninden geriye kalanlar çoğu kez urne (pişmiş toprak kap) denilen kaba, bazen de tekne ve kapaktan oluşan ostothek yada larnax denen küçük taş muhafazalar içine konurdu.

Resim 4

Kremasyon gömülerde yani ceset yakılmışsa cesedin giysisi, süs eşyaları veya örneğin bir saldırı sonucu ok saplanmışsa v.s. bunlar kabın içinde bulunabilirdi. Kremasyon gömü çok erken dönemlerde de yapılırdı ama eğer mezar geçse bu Romalı ya da Roma vatandaşı olduğunu da gösterir. Bir ailede hem inhumasyon hem de kremasyon gömü yapılabilirdi. Bu daha çok maddi durumla alakalıdır. Ölen kişi uzakta ölmüşse ve cesedi bulunamamışsa ya da ekonomik sorunlardan dolayı getirilememişse (örneğin bir başka ülkede savaşta öldüyse) temsili olarak boş bir mezar da yapılabilir.

Resim 3

Öbür dünyada yaşam inancından kaynaklanarak ölülerin yanına birçok hediye ve eşya bırakılırdı. Bunları öldükten sonra ölünün kullanacağına inanılırdı. Mezar üzerine betimleme yapılmışsa bu ölünün yaşamıyla ilgili bir sahne veya mitolojik bir sahnedir. Ölünün yanına konan hediyeler kişinin yaşantısında kullandığı her şey olabilir. Bunlar takı eşyaları, kaplar, aynalar, oyuncaklar, savaş aletleri, tıp aletleri, sikkeler v.s. olabilir. Genelde ölünün yanına 2 adet sikke konur. Bunlar birlik ve kent sikkeleridir. Birlik sikkeleri genelde ağıza, kent sikkeleri de ele konur. Bu sikkeler Hades’in dünyası (yer altı) ile de yakın ilişkilidir. Kişi öldükten sonra Yer altı Tanrısı Hades’in dünyasına gidince kayıkçı Charonla karşılaşır ve Charon kayığıyla ölüyü karşıya geçirmek için bu sikkelerden alır. Ayrıca Antik Dönem’de mezarın başında yapılan bazı törenler vardır. Bu törenlerde şarap veya kurban kanı mezar içine akıtılırdı. Ölünün başında yemekler yenirdi.

 

Resim 2

Ayrıca bu dönemde mezar soyguncuları da çok fazlaydı. Bunlardan korunmak amacıyla mezarların üzerine Medusa veya aslan betimlemeleri yapılırdı. Bunların mezarı koruyacağına inanılır hatta Medusa’nın gözlerine bakanın taş kesileceğine inanılırdı. Bunların dışında da mezarlıklarda mezarların korunması için çalışan kurumlar vardı. Bunların varlığı da yazıtlar sayesinde anlaşılmıştır.

Tümülüsler dış formlarından dolayı cenaze mimarisinin ayrı bir kolunu oluşturmaktadırlar. Tümülüs Latince bir sözcük olup (çoğulu tümüli), bir mezar ya da mezarlık içeren, toprak yığılarak oluşturulmuş tepeciklere verilen isimdir. Tümülüsler yapı bakımından, gözle görülür dış formları dışında yeraltı mezarları gibi değişik materyallerden veya kayaya oyularak yapılmışlardır .Tümülüslerin içleri ve yer altı mezarları geniş ve özenli işlenmiş olabilirken, malzemelerin geniş bir koleksiyonunu içerebilirdi. Bu iç mekanlar defin tamamlandıktan sonra ölümlü gözlerden saklı kalabilirdi. Mezarlıklara ölüler şehri anlamına gelen nekropolis denilir. Nekropol alanları antik dönem insanının; inanç sistemini, etnik yapısını, yaşam standardını, sosyal ilişkilerini ve ölü gömme adetlerini yansıtması açısından önemli bir yere sahiptir. Nekropol alanlarından alınan veriler ışığında da herhangi bir antik kentin refah düzeyini, nüfusunu ve etnik yapısını tahmin etmek mümkündür. Ayrıca öbür dünya hakkında dinsel gelenekler ve dönemin sanat anlayışı bakımından günümüze çok yararlı bilgiler aktarır. Mezarlar kişinin ekonomik durumuna göre yapılırdı. 

Kaynak 

ŞİMŞEK, Celal, Hierapolis Güney Nekropolü, Doktora Tezi, Konya, 1999, s.10.

 

28 Responses to “Antik Dönem’de Ölü Gömme”

  1. Doğum ve ölüm, yaşamın iki ucu.

  2. Bilun Şen says:

    Öyle Esracığım..
    Bu arada çocuk, doğum vb. konularla ilgili tarihe dayalı araştırmam devam ediyor.. Unuttum sanma :)

  3. ahahah böyle gömüleceğimi bilsem, ölü numarası yapardım. hani altın maltın koyuyolardı ya.
    bir restoratör olarak bunu sölediğime inanamıyorum :D

  4. Bilun Şen says:

    Eyşın :D Ben de inanamıyorum :) ‘Altın buluyo musunuz kazılarda’ diyen teyzelerden biri yazdı sandım :D

  5. bilge yılmaz says:

    takiki altın falanda bulunuyor ama bu tamamen kişinin ekonomik durumu iyiyse oluyor..yada çok fakirlerde hiç bişey olmaya da biliyor

  6. Bilun Şen says:

    Aman da aman konuk yazarım da yorum yazarmış :)
    Bu vesile ile ben de bu yazıyı bizimle paylaştığın için çok teşekkür ederim Bilgeciğim :)

  7. benim tip tarihi dersinden hatirladigim alakali bir ayrinti da olulerin embiyo seklinde gomulmesi. yine arkasinda ayni prensip var: olumden sonra yasamin olmasi.

    bir baska ilgi cekici sey de (pek alakali sayilmaz) hastaliga neden olan kotu ruhu cukarmak icin kafatasini delmeleriydi. aslina bakarsan beyin-omurilik sivisinin sebep olabilecegi yuksek basinci azaltmak icin modern tipta da uygulaniyormus boyle yontem. fakat bosu bosuna kafatasi delinen ve bu yuzden olen insanlar olmus belli ki.

  8. Bilun Şen says:

    Yok ki, kafatasını delmeyle ilgili şeyler hatırlıyorum ben de.. Demek şimdilerde de kullanılabiliyor.. Ama boşu boşuna bu yüzden ölenlerin olması üzücü..
    Evet embriyo/cenin pozisyonunda yapılıyor genelde gömüler, antik çağda.. Ölünün gömü pozisyonlarına Bilgecik değinmemiş ama hepsi benim suçum; aceleye getirdim :) Bilge bu yazının devamını da yazacaktır, en kısa zamanda :)
    Teşekkürler Yok ki..

  9. bilge yılmaz says:

    teşekkür ederim biluncum değinmek istedim aslında aklıma geldi ama fotoğraf olmadığı için anlaşılmaz diye yazmamıştım…
    evet hoker pozisyonu (cenin pozisyonu) oluyor; inançlarla ilgili tamamen gömme stilleri.. belli dönemlerde belli gömme şekilleri var veya şöyle oluyor; bazı kesimler bazı şekillerde gömüyor. mesela bir grup, eli kasıklara koyarken bir grup da yine aynı dönem içinde elleri göğüslerde birleştiriyor.. bu, tamamen kişilerin inançlarına göre ve dönem özelliklerine göre değişiyor.. günümüzde de bu hala geçerli, her inancın ayrı gömülüş şekli var. mesela hristiyanlarda ne yöne baktığı farketmez mezarın ve sırf sırtüstü olması önemlidir..gibi… bilmiorum anlatabildim mi ama:)

  10. Bilun Şen says:

    Bilgeciğim, bunları derler, toplar, bi’yazı haline getiririz boş bi’zamanında.. Olur mu :) Çok teşekkür ederiz, burdan da açıkladığın için.. Ellerine sağlık tekrar tekrar..

  11. amanıın,bu yüzyılda ise benim duam şu ki:
    Hazreti Ömer efendimizin duası imiş aynı zamanda:
    “Allahım,canımı iyilerle beraber al.Ölümün güzelini nasib et.”
    Depremden beri böyle dua ediyorum.
    Kimilerinin mezarı bile olmadı,kimi ise toplu olarak gömüldü, kimisi yıkanamadı,kimisine namaz kılınamadı çünkü.:(
    birde neymiş 18 bin ölü bile yokmuş. pööh.

    Ay yazıyla alakalı oldu yorumum değil mi?
    bende bu zamanı anlattım da.:(

  12. Bilun Şen says:

    Yağmur Damlacığım alakalı tabi.. Tarihle bugünü birleştirip gelişmeyi ya da gelişememeyi(!) görerek varırız bi’yerlere..
    Evet Yağmur Damlası, Allah ölümün bile hayırlısını versin diyorum ben de hep :( Bak depremi getirdin aklıma, yine kötü oldum :( Adapazarı’nın deprem sonrası hali aklımdan gitmiyor hala :(
    Neyse iyi bak kendine..

  13. Tesekkur ederim canim:))
    Bekliyorum;)

  14. Bilun Şen says:

    Ben teşekkür ederim Esracığım.. Öptüm Kaan’ı da seni de :)

  15. Olüm denilince hep içimden, iki gün yatak, üçüncü gün toprak, Allah çektirmesin derim hep.

  16. sen depremde Adapazarı’ndamıydın yoksa?
    benozaman oradaoturuyordum da. :(

  17. Bilun Şen says:

    Sanemciğim öyle, Allah çektirmesin..

  18. Bilun Şen says:

    Yağmur Damlası, yok orda değildim ama bi’akrabamız ordaydı.. Ona gitmiştik deprem sonrası..
    Demek ordaydın.. Umarım yakınlarınızda bi’şey yoktur.. :(

  19. :) biz adapazarı,benim ailem İzmit, eşimin ailesi depremin başlangıç noktasında,idik. ve Allah’a şükür kimsede birşey yok.:)

  20. Bilun Şen says:

    Neyse ki Yağmur Damlası.. Allah bi’daha göstermesin.. Çok geçmiş olsun tekrar..

  21. İyi ki insanlar mezarlara bu kadar çok özen göstermiş. Çoğu arkasında isim bırakamasa bile hiç değilse mezarları ve hikayeleri kalmış.

  22. Bilun Şen says:

    Meltem evet, iyi ki özen göstermişler; onların inanç sistemini, yaşam standardını, sosyal ilişkilerini vb. öğrenebiliyoruz bin yıllar sonra bile..

  23. Sanki o zamanlar mezar soyguncusu olmazdi, cunku korkarlardi gibi geliyor, degil mi? Halbuki insan her zaman insan. Inanan var, inanmayan var. Bosveren var. Hirsizi, arsizi… Hep ayniyiz iste!

    http://www.elifsavas.com/blog

  24. Bilun Şen says:

    Vardı Elif, hem de fazlasıyla.. Üstelik bu hırsızlar için ‘lanetleme yazıtları’ bile vardı.. Bi’ara yazıt türlerinden bahsedeyim..
    Dediğin gibi; insan her zaman insan..

  25. Coook eskiden ,sanirim Ingiltere`de bazilarini oldu diye gomerler, ama mezara da cingirak, zil gibi birsey koyarlarmis ki canlanirsa haber versin diye! Zira cogu insan ickiden sizinca oldu diye gomuluverirmis… Biraz eksik meksik anlattim, tam hatirlamiyorum ama cok ilginc gelmisti okudugumda :)

  26. Bilun Şen says:

    Evet Cano, çok ilginçmiş.. Doğrudur ayrıca.. Ben de bi’belgeselde duymuştum eskiden bu zil işini..

  27. konu nee ne neden ölüyor altın nerde ıkıyor siz kimsiniz ben nerden ve eden burdayım ::))

  28. ilhan says:

    arkadaslar bana “antik dönemde ölü gömme adetleri” ile ilgili ayrıntılı bi kitap, çalışma,tez v.b kaynaklar tavsiye edebilirseniz cok memnun olurum tesekkürler

Siz de yorum yazın